1 Mart 2008 Cumartesi


"Tanrı işini biliyor. Çeyrek finale çıkışımız kutlanırken hayatını kaybeden birçok Afrikalı olduğunu düşünürsek, yarı finale yükseldiğimizde olabilecekleri engellemeye çalışmıştır." Roger Milla'nın 90 Dünya Kupası çeyrek finalinde İngiltere'ye 3-2 kaybettikleri maç sonrasındaki açıklaması...

Etik mi gelecek mi?


Vasco de Gama, 15 yaşındaki oyuncusu Philippe Coutinho'yu yasal olmayan yollardan transfer etmeye çalıştığı gerekçesiyle Real Madrid'i Fifa'ya şikayet etti. Vasco Başkanı Eurico Miranda "Real Madrid oyuncunun ailesine gitti ve cazip bir tekilf yaptı. Babasına iş ve aileye İspanya'da daha iyi bir yaşam vaadinde bulundular. Bu yolla aileyi ikna edip yasaları atlatmaya çalışıyorlar ama kurallar açık. 18 yaşın altındaki oyuncular yurt dışına transfer olamaz!"


Evet etik açıdan düşünürsek 15yaşındaki bir çocuğun daha futbolun amatör ruhunun bile keyfini alamadan bu tür polemiklerin içinde yer alması üzücü birşey. Ama söz konusu ülke Brezilya. Fakir ailelerin en büyük umudu da futbol. Bir de teklifi yapan takımın adı Real Madrid olunca nasıl aklı çelinmesin Coutinho ve ailesinin. Etik olmasa da futbolcunun ve ailesinin geleceği açısından güzel bir teklife benziyor. Siz ne dersiniz?

Pek de farkedilmez yokluğu


O güzelim kadroya neden transfer edildiğini anlayamadığım bir futbolcuydu. Herhalde kadroya derinlik katmak istediler demiştim kendi kendime. Thiago Motta bir kez daha ameliyat olacakmış. Ve doğal olarak da sezonu kapatmış. Zaten geldiğinden beri ligde üç, UEFA'da ise sadece iki maça çıkan İtalyan pasaportlu Brezilyalı'nın eksikliği fazla önemsenmeyecektir muhtemelen Atletico Teknik kadrosunca...

Sonunda imzaladı


Günlerdir bugün imzalıyor, yarın kesin, haftaya bu iş biter tarzı haberlerle işgal ediyordu İngiltere gündemini. İş uzadıkça Barcelona'ya Deco'nun yerine bile transfer ettiler. Mascherano 2012'ye kadar sözleşme imzaladı Liverpool'la...

29 Şubat 2008 Cuma

Git artık bi takıma Mourinho!


Lyon sportif direktörü Bernard Lacombe, France Football dergisine verdiği röportajda "Eylül'de Chelsea'den ayrıldığında, başkanımızın Mourinho'ya teklif yaptığını biliyorum. Ama o dinlenmek istediğini belirterek bu teklifi reddetti." dedi. Eylül'de olan bir olayı niye bugün açıklarsın ki Lacombe? Bu açıklama üzerine Avrupa transfer piyasasında söylentiler başladı hemen. Mourinho Lyon'u reddetmiş çünkü zaten o sırada Barcelona'nın bir dahaki yıl için teklifini kabul etmişmiş! Hatta Barcelona yönetimine bir dahaki yıl için istediği oyuncuların listesini bile vermiş! Yok artık daha neler. Barcelona Mourinho'nun yolunu mu gözlüyormuş da Chelsea'den ayrılır ayrılmaz anlaşsın bir dahaki yıl için. Hem de Eylül'de. Daha Barcelona'nın sezonu nasıl sonlandıracağı bile belli değilken...

Mourinho bir takımla anlaşmadan bu haberlerin sonunun gelmeyeceği belli. Portekizli teknik adam Eylül'den beri işsiz ve bu süreçte Liverpool, İngiliz milli takımı, Milan ve Barcelona'yla adı anıldı. Ve bir gerçek ki şu anda takımlarında işler iyi gitmeyen bütün menajerler Mourinho'nun nefesini enselerinde hissediyorlar...

Carragher'ın efsane 11'i


Liverpool'un başarılı savunma oyuncusu Jamie Carragher kendisiyle yapılan bir röportajda efsane 11'ini yazmış. Her ne kadar Steven Gerrard'ı kadrosuna almaması beni şaşırtsa da 11 onun...

Kaleci: Neville Southall

Defans: Cafu, Franco Baresi, Marcel Desailly, Paolo Maldini

Orta Saha: Zinedine Zidane, Greame Souness, Roy Keane, John Barnes

Forvet: Marco van Basten, Kenny Dalglish

Yedekler: Alan Shearer, Thierry Henry, Jamie Carragher

Bizde olsa nasıl karşılanırdı?


İki gün önce Liverpool kaptanı Steven Gerrard takımın bu sene kötü bir performans sergilediği ve yine hedeflediklerinin uzağında kaldıkları hakkında bir demeç verdi İngiliz basınına. Yapılan transferlere rağmen özlenen Premier Lig şampiyonluğu için erken havlu atmalarından bahsetti ve ekledi Gerrard: "Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış olsak da gerçeklerden kaçamayız. Herkesin asıl istediği lig şampiyonluğu. Her sene şampiyonluk hedefiyle yola çıkıyoruz ama sonrasında bir dahaki sezonla ilgili planlar üzerine konuşmak zorunda kalıyoruz." Bugün Gerrard'ın açıklamaları için bir cevap geldi Benitez'den. "Herkes Steven'la aynı fikirde. Buna şüphe yok. Ama Şampiyonlar Ligi'nde yolumuza devam ediyoruz ve eminim oyuncularım en iyisini yapacaktır." diye konuşan Benitez bir nevi destekledi oyuncusunun açıklamalarını.


Aynısını bir de bizim için düşünsenize. Örnek olarak Trabzonspor'u çok uygun mesela. Onların Liverpool gibi sarılacak bir kupası da yok ama düşünün ki şu anda Gökdeniz çıkıyor ve takımın her sezon başarısız olduğunu ve artık gelecekle ilgili umut dolu açıklamalar yapmaktan sıkıldığını söylüyor. Önce yönetimi ve teknik direktörü ateş püskürürler. Sonrasında medya Gökdeniz'in Avrupa'dan bazı talipleri olduğunu (ki Juventus diyecek kadar abarttılar da geçmişte) ve gitmek istediği için böyle açıklamalar yaptığını söyler. Ve aynı zamanda Aziz Yıldırım'la da görüştüğünü iddia ederler. Sonrasında Gökdeniz'in Trabzon yılları hakkında kronolojik yazılar yazıp, özellikle de bahis skandalına geniş yer verirler. Yani konuyu nerden nereye getirirler.

İşte kendi liglerinde şampiyonluğa hasret iki takım ve kaptanları. Gökdeniz henüz böyle bir açıklama yapmadığı için belki ben abartıyorumdur ama medyamızı da az çok hepimiz tanıyoruz. Yorum sizin...

Yeni kaptan aynı nakarat


Kevin Keegan'ın göreve gelmesiyle takım kaptanlığına terfi eden Michael Owen, takımla ilgili açıklamalarda bulunmuş basına. Yeni teknik direktörleriyle altı maça çıkan ve henüz galibiyet göremeyen Newcastle'da yeni kaptan "Takımda bir kendine güven eksikliği var. Eminim ki alacağımız ilk galibiyetle bu durum düzelecek ve Keegan'la beraber iyi bir seri yakalayacağız." açıklamasında bulunmuş. Düşme hattının sadece altı puan üstünde yer alan Newcastle'da değişen sadece kaptan ve teknik direktörler. Mantalite ise hep aynı. Umutla bakılan gelecek hakkında. Forvet hattını gereğinden fazla şişirip defansa Cacapa gibi oyuncuları almaktan vazgeçerlerse baktıkları gelecek gerçekten umut dolu olabilir. Yoksa efsane yaftasıyla getirilen Keegan'ın da St. James' Park'da uzun süreli kalacağını sanmıyorum...

Helveg'den milli veda

Danimarka'nın 36 yaşındaki idol defansı milli takımı bıraktı.

'' Milli takım son 14 yıldır yaşantımın büyük bir parçası oldu, bu benim için çok zor bir karar.'' diyen eski AC Milan oyuncularından Helveg 108 kez milli oldu. İlk milli maçını 1994 yılında Macaristan'a karşı oynadı. 2004 - 2007 yılları arasında Danimarka Milli Takımının kaptanlığını yaptı.

28 Şubat 2008 Perşembe

Futbol Ekranı


29 Şubat Cuma
20.00 Konyaspor - Trabzonspor (Lig Tv)
21.30 Hertha Berlin - Duisburg (Ntv Spor)
1 Mart Cumartesi
13.00 Malatyaspor - Altay (D Spor)
16.30 Schalke 04 - B. Münih (Ntv)
17.00 Arsenal-Aston Villa (Fox)
18.10 Lille - Lyon (Kanal A)
19.00 Ankaragücü - Fenerbahçe (Lig Tv)
19.00 Roma - Parma (24)
21.00 A. Madrid - Barcelona (Ntv Spor)
21.00 Deportivo - Sevilla (Ntv)
21.30 Milan - Lazio (24)
23.30 G. La Plata - Boca Juniors (Ntv)
2 Mart Pazar
13.00 Gaziantep BB - Diyarbakırspor (D Spor)
15.00 Bursaspor - Sivasspor (Lig Tv)
15.30 Bolton- Liverpool (Fox)
16.00 Juventus - Fiorentina (24)
18.00 Hamburg - E. Frankfurt (Ntv Spor)
19.00 Beşiktaş - Galatasaray (Lig Tv)
19.00 S. Etienne - Nice (Kanal A)
20.00 Villarreal - Osasuna (Ntv Spor)
21.55 Bordeaux - PSG (Kanal A)

Gecenin normal maçları

Dün gece derbi diye nitelendirdiğimiz meydan savaşı oynanırken, diğer liglerde de önemli maçlar oynandı.

Almanya Kupası maçında Bayern Münih, aynı şehrin takımı 1860 Münih'i 119. dakikada Ribery'nin tartışmalı penaltısıyla mağlup edip yarı finale yükseldi. 1860 oyuncuları uzun süre pozisyonun dışarda olduğunu iddia ettiler. Maçta Bayern'e bir, 1860 Münih'e ise iki kırmızı kart çıkmasına rağmen en küçük bir kavga bile çıkmadı. Ne tribünlerde ne de sahada. Galiba Münihliler derbiden falan anlamıyor. Bu arada penaltı pozisyonu aşağıda. İçerde mi dışarda mı yorum sizin...




İtalya'da hala namağlup Inter, kendi evinde 8 puan gerisindeki Roma'yı konuk etti. 38'de Totti'nin golüyle geriye düşen Inter tam ilk mağlubiyetini alacak derken, kaptan Zanetti 86'da gemisini kurtardı. Bitime daha 13 hafta var. Inter ligi namağlup bitirir mi bilinmez ama özellikle dünkü maçtan sonra puan farkının kapanması zor gözüküyor. Roma kazanıp farkı beşe düşürebilseydi kalan haftalarda keyifli bi şampiyonluk mücadelesi izleyebilirdik ama bundan sonra 'Nerazzurri'nin şampiyonluğu kaybetmesi zor gibi gözüküyor...



İspanya'da ise Kral Kupası yarı final maçı vardı. Nou Camp'taki mücadeleyle ilgili dünkü yazımızda Koeman'ın savunma yapıp sadece David Villa'ya güveneceğini belirtmiştik. Öyle de oldu. Pozisyonları cömertçe harcayan Barcelona kalesine ilk geldiklerinde Villa'yla golü buldular. Golden sonra ataklarını daha da sıklaştıran Barcelona 90+3'te Xavi'nin golüyle yenilmekten kurtuldu. Barcelona son yıllarda Mestella'dan hep galip çıkıyor. O yüzden bu skor Valencia için avantaj değil. Ama bu kupa onların tutunacak son dalı. Ne olacağını hep beraber bekleyip göreceğiz. Hildebrand'a ayrı bir paragraf açmak lazım. Dün gece mükemmeldi. Yenen golde de yapabileceği fazla birşey yoktu. Alman kaleci uyum sorununu geç de olsa atlatmış gibi gözüktü bana...



Derbinin Ardından...

Konuşulacak fazla birşey yok. En az 100 tane skor yazarı bir hafta tartışacak nasıl olsa bu mevzuyu. Son yılların en keyifli derbisi olacaktı belki de. Ama kontrolünü kaybeden bir hakem maçı da katletti. Aklımızda sadece birkaç fotoğraf kaldı maçla ilgili...


27 Şubat 2008 Çarşamba

Başka bişey kalmadı ki zaten...


Valencia teknik direktörü Ronald Koeman Barcelona'yla Nou Camp'da oynayacakları Copa del Rey ilk maçı için "Herşey çok farklı olacak." açıklamasında bulundu. 15 Aralık'da Mestella'da oynanan lig maçında rakibine 3-0 kaybeden Valencia'nın hocası, "O zamandan şimdiye çok şey değişti. Bu sefer takımımın rövanş için avantajlı bir skor elde edeceğinden eminim." diye konuştu İspanyol medyasına. Dördüncü sırada aldığı takımı dokuzunculuğa düşüren, Şampiyonlar Ligi'nde takımın UEFA'ya katılmasını bile sağlayamayan Koeman'ın bu açıklamalarıyla maç ne kadar doğru orantıda gider bilinmez. Muhtemelen savunma yapıp Nou Camp'da oynanan son dört maçta da gol atmayı başaran David Villa'ya güvenecektir gol için. Ama eğer Kral Kupası'ndan da elenirse, seneye Avrupa'da olmayan bir takıma iddialı transferler yapmak için yönetimi nasıl ikna eder orası kendisine kalmış...

Kaptan gibi davran!


Haftasonu Birmingham deplasmanında son dakikada yediği golle 1 puana razı olan Arsenal'de, yenilen golden sonra gözyaşlarına hakim olamayan kaptan Gallas'ı uyardıkları öğrenildi. Maç bitiminde soyunma odasında ağlamaya devam eden ve bir türlü sakinleşemeyen Fransız oyuncuya arkadaşlarının "Sen bizim kaptanımızsın. Ağlamak yerine bizleri teselli etmen gerekir. Yaptığın hareket profesyonelce değil. Kaptan gibi davranmalısın." diye telkinlerde bulunduğu söyleniyor. Ancak Gallas'a bu hareketi için herhangi bir ceza verilmesi ya da kaptanlığının elinden alınması gibi bir durum söz konusu değil. Çünkü Arsene Wenger bu davranışı Eduardo'nun maç içindeki sakatlığına bağlıyor ve Gallas'ın bu olay yüzünden etkilenmiş olabileceğini düşünüyor. Eğer Arsenal son maçta şampiyonluğu kaçırırsa o zaman Gallas' nasıl sakinleştirirler o da merak konusu...

Öyle bir geçer zaman ki...


Fotoğraf 2000-2001 sezonuna ait. Yani Hagi'nin Galatasaray'da futbolcu olarak son sezonu. Önde gözüken oyuncu Hagi. Arka planda sevinen kişiyi tanıdınız mı? Arda Turan... Şimdi Hagi Romanya'da otel işletmeciliği yapıyor. Arda ise medyamız tarafından bir gün yıldız oyuncu olarak Avrupa'ya gidiyor, ertesi gün şımardığı için eleştiriliyor...

26 Şubat 2008 Salı

Kanal 1 Ters Köşeye yatırdı


Deniz Akkaya - Çağla Kubat - Sanem Altan. Hakem eskilerinden, amigo yazarlardan, bitmeyen tartışmalardan sıkılanlar için futbola kadın gözüyle bir bakış. Ters Köşeye Yatanlar salı akşamları 23:10'da. Özellikle Deniz Akkaya'ya dikkat!

Seneler sonra ilk hakem isyanı


Haftasonu oynadığı maçta son dakikada yediği tartışmalı bir penaltı golüyle Reggina'ya mağlup olan Juventus kendi web sitesinde yayınladığı bir yazıyla İtalya Futbol Federasyonu'na serzenişte bulundu. Aynı maçta üç tane net penaltısının verilmemesinden şikayetçi olan kulüp, "Hakemlere yeniden inanmamız ve İtalyan futbolunu yeniden canlandırmamız gerek. Bunun için de federasyonun bu ciddi sorunu bir an önce düzeltmesini istiyoruz." diye çağrıda bulunmuşlar federasyona.
Gizli telefon görüşmeleri ortaya çıkarılmasa; hala hakemler sayesinde kazandığı iki şampiyonluğu kutluyor olacakken, şimdi hakemlerden şikayet etmeleri ne kadar da ironik değil mi? Ya da düpedüz yüzsüzlük...

En güçlüsü United

Eurosport sezonun şimdiye kadar oynanan kısmını baz alarak en güçlü takımları sıralamış. Sıralamada belirleyici kıstaslar ligin zorluğu ve Avrupa kupaları'nda yola devam etme üzerine. İngilizler ilk 10'da beş takımla başı çekiyorlar yine. Fenerbahçe'nin bu ay dokuzunculuktan sekizinciliğe tırmandığı listenin ilk 10'u bu şekilde oluşmuş...


1 (2) Manchester United - 23.44
2 (1) Internazionale - 23.21
3 (3) Arsenal - 22.96
4 (4) Barcelona - 22.94
5 (10) Roma - 20.63
6 (8) Everton - 20.26
7 (6) Chelsea - 19.86
8 (9) Fenerbahce - 19.81
9 (14) Liverpool - 19.59
10 (12) Milan - 19.17

Eduardo Taylor'ı affetti

Arsenal'in Hırvat yıldızı geçtiğimiz haftasonu sol fibula kemiğini kıran Birmingham City defans oyuncusu Taylor'ı affettiğini açıkladı.

'' Taylor'ı affediyorum. Çok acıdı ama şimdi iyiyim. Kasten yaptığını düşünmüyorum. Bacağımı ilk gördüğümde çok korktum ve nasıl sonuçlanacağını merak ettim. Ama geri döneceğim. Bu tip şeyler futbolun içinde. Bunu profesyonel futbolun riski olarak görüyorum.''

Oyuncunun bir kaç gün içinde taburcu edileceği bildirildi.

Hido çivi gibi çaktııı!


NTV'ye ilk transfer olduğunda çok sevinmiştim La Liga ve Bundesliga'yı ağız tadıyla seyredecez diye. Nitekim öyle de oldu. Ama Ercan Taner artık kendini aştı. Bugün NBA TV'den günün özetlerini seyrederken bir de baktım anlatan o tanıdık, heyecan dolu ses. Gerçekten üstadın ağzından NBA maçları da bir başka keyifli oluyor. Yakında maçların tümünü de anlatmaya başlayacaktır. Bir hayal etsenize Hido Boston'a o son saniye üçlüğünü attığında Ercan Taner'i: "Kim attı? Hido attı. Hem de Orlando'da! Amway Arena'da...

25 Şubat 2008 Pazartesi

Kadir Has'ın son armağanı


Kayseri Kadir Has Stadının son hali. Açılışı 19 Mayısta yapılacak. 32.864 kişi kapasiteli olacak. İstanbul ağaları hala maketlerle uğraşadursun, Kayseri sessizce modern bir stad sahibi oldu. E artık bir şampiyonluk yakışır..

Hatırladınız mı Superdepor'u?


Porto'nun Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı 2003-2004 sezonunu herkes hatırlar. O sezon finalin Porto ve Monaco gibi kimsenin tahmin edemeyeceği iki takımın arasında oynanması büyük bir sürprizdi. Ama bir sürpriz daha vardı ki o da çoktan Şampiyonlar Ligi tarihinin unutulmazları arasında yerini aldı. Çeyrek final ilk maçında İtalya'da Milan'a 4-1 kaybeden Deportivo La Coruna 7 Nisan günü kendi evinde rövanş maçına çıkıyordu. Herkesin basit bir formailte maçı olarak gördüğü karşılaşmayı Pandiani, Valeron, Luque ve Kaptan Fran'ın golleriyle 4-0 kazanan İspanyol ekip herkese küçük dilini yutturmuş ve artık Avrupa'nın elit kulüplerinden biri olduğunu herkese ispat etmişti. O maç temeli 90'lı yılların başında atılan bir projenin son başarı halkası, adeta tamamlayıcısıydı. 94, 95 ve 97 yıllarında çok yaklaşıp kazanamadığı şampiyonluğu 2000 yılında kucaklamayı başaran kulüp, o tarihten 2004 sezonuna kadar her sene düzenli olarak Şampiyonlar Ligi'ne katıldı, La Liga'yı iki kez ikincilik, bir kez de üçüncülükle tamamladı. Milan'ı eleyip yarı finalde Porto'ya elenen kulüp o sezonu da üçüncülükle tamamladı. Euro 2004'te İspanya Milli Takımı'na Romero, Capdevilla, Sergio, Valeron, Luque, Tristan gibi oyuncularıyla katkı yapan kulüp göz kamaştırıyordu.

Milan'ı Eleyen Kadro

Gerçekleştirdikleri yükseliş, hem de sadece dört yıl içinde, herkesi kıskandırabilecek türdendi. Ancak 2004-2005 sezonuyla durum Deportivo'nun hiç istemediği bir yöne doğru değişmeye başladı. 2005 ve 2006'yı sekizincilikle kapatan kulüp geçen sezonu ise onüçüncü bitirdi. Bu arada 2005 yazında Irureta kulüpten ayrıldı, kulübün sembol isimleri Fran ve Mauro Silva da emekli oldu. Joaquin Caparros'la yeni bi yapılanma içine girmeye çalışan kulüp bunu başaramadı ve her sene daha da geriye gitmeye başladı. Sene başında geleceğin en önemli yıldızları arasında gösterilen Guardado'yu transfer ettiklerinde herkes 90'lı yılların sonuna doğru Rivaldo'yla başlayan sürecin bir benzerinin tekrar yaşanabileceğini düşündü ama görünen o ki takım için bu sene ligde kalmak en büyük başarı olacak. Şu anda onsekizinci sırada bulunan kulüp düşme korkusunu derinden yaşıyor. Düşmeseler bile eskiye dönmeleri biraz zor olacak çünkü artık eskisi gibi önemli oyuncuların tercihi bir kulüp değiller. Artık Canal+'yla yaptıkları gibi büyük maddi gelir sağlayacak anlaşmaları da yok. Güvenebilecekleri tek şey ise Riazor'u doldurup takımlarını ölümüne destekleyen 35bin kişilik mükemmel koro. Bu arada dikkatinizi çekti mi Galatasaray'ın geldiği noktayla benzer ne çok tarafı var bu hikayenin...

Bugünkü Kadro

Kürdistan’a gitmeyince işinden oldu!


Asya Şampiyonu Irak’ı 5 aydır çalıştıran Norveçli Egil Olsen’in görevine son verildi. Federasyon vekil başkanı Basem Al-Rubaie : ‘Irak Futbol Federasyonu, şu anda Kürdistan eyaletinde bulunan milli takıma katılmayı reddeden Olsen ile yollarını ayırmıştır.’

Rubaie, son maçı Çin ile 1-1 beraberlikle sonuçlanan Olsen’in, Norveç Hükümeti tarafından, Kürdistan’a yolculuk yapmasının yasaklandığını söyledi.

Irak milli takımı ülkenin şu anda içinde bulunduğu durumdan ötürü maçlarını yurt dışında oynuyor ve tüm oyuncuları yabancı klüplerde forma giyiyor.

Kaybolan yıldızlar # 1 Okan KOÇ

Dardanelspor’un altyapısında geçirdiği 3 yılın sonunda 1999 yılının 7 Eylülünde ilk profesyonel maçına çıkar. Eskişehirspor karşısında ilk 11’de kendinden bekleneni fazlasıyla veren henüz 18 yaşındaki Okan Koç o gün takımının berabere kalmasını engelleyemez ama formayı kapar. O yıl Lig B ve Türkiye Kupasında 28 maç oynar. İlk golünü Siirtspor’a atar. Dardanelspor’da geçirdiği üç yıl boyunca 72 maça çıkar, 16 gol ve sayısız asiste imza atar, 22 kez ümit milli olur. Sağ kanadı otobana çeviren sürati ve tekniğiyle baş döndürür. Ünü 2.ligi aşan Okan’ın peşine birçok Süperlig takımı düşer. Transfer savaşını İlhan Cavcav önderliğindeki Gençlerbirliği kazanır. Erdoğan Arıca’nın ısrarla istediği Okan için Cavcav ikinci ligden birinci lige en pahalı transferi yapar ve 650bin dolar verir.

Sonraki 2 yıl boyunca Gençlerbirliği’nin değişilmezleri arasına girer ve 48 kez forma şansı bulur. O yıllarda fırtına gibi esen Ersun Yanal’ın Gençlerinin sağ kanadı Okan’a emanettir. Okan, Gençlerbirliği'ndeki yükselişini şöyle anlatıyor, ''Erdoğan Hoca'yla oynadığım dönemde de iyiydim ama Ersun (Yanal) Hoca geldikten sonra takım olarak zirve yaptık. Hem ligde hem Avrupa'da... Ersun Hoca, beni tam istediğim yerde oynatıyordu. O zaman Ümit Milli Takım'da da çok iyi maçlar çıkardım... Ersun Yanal'ın bana çok büyük katkısı oldu.''
Her geçen gün yeteneklerini geliştiren genç futbolcu için Galatasaray ve Beşiktaş kapışır. Şöhret basamaklarını ikişer ikişer tırmanan Okan Galatasaray’ın çabalarına rağmen 1milyon 600bin dolar ve üç futbolcuyu Cavcav’a veren Beşiktaş’a imza atar ve 3 büyüklerde oynama arzusunu gerçekleştirir.

Lucescu tarafından 15 yaşında bir kız çocuğuna benzetilen Okan defansif kanat oynamaktan dert yanıyor, Lucescu’nun gençlere yeterince şans vermediğini açıkça dile getiriyordu. Futbolundan çok gece hayatı ve medyatik birliktelikleriyle gündeme gelir olmuştu. Beşiktaş’ta işler iyi gitmez ve Lucescu gider yerine Del Bosque gelir. Del Bosque Okan’a kapıyı gösterir ve Konyaspor’a kiralık olarak gider. Konya’da eski günlerine döner ve yeşil beyaz formayla 10 asist üç gole ulaşır. Sonra o malum olay yaşanır. Antreman sırasında Zafer Biryol ile kavga eder ve Ankaragücü’nün yolunu tutar. Sezon sonunda tekrar Beşiktaş’a döner ve alacaklarına karşılık bonservisini alır, Galatasaray’ın yolunu tutar. ''Geçmişteki olayları unutmak istiyorum. Artık yeni bir sayfa açtım. İlk sayfasına da Okan Koç yazdım ve altını başarılarla dolduracağım.'' ''İki sene önce tam Galatasaray'lı oldum derken önüme çıkan engeller dolayısıyla kendimi Beşiktaş'da buldum. Ancak Beşiktaş'da geçirdiğim zor günler sonrası Galatasaray'a gelerek futbol hasretimi bitirmek istedim''. Galatasaray hemen 2,5 yıllık sözleşme imzalar ama Beşiktaş yönetimi itirazda bulunur, Federasyon Okan’ı kötü niyetli bulur. Galatasaray hayalleri suya düşen futbolcu 2006 yılını Ankaragücü ve Konyaspor’da tamamlar. 17.01.2007 tarihinde Vestel Manisaspor’la sözleşme imzalayan Okan eski günlerini arıyor. Henüz 25 yaşında 30 kez çeşitli kademelerde milli olmuş, defalarca transfer yapmış, altı farklı takımın formasını giymiş bir oyuncu O.


'' 23 yaşındayım ama 35 yaşında bir oyuncunun tecrübesine sahibim. ''

Mehmet Demirkol'a göre Okan Koç büyük bir yetenek, ancak disipline girip başarılı olması mümkün değil: ''Okan Koç muhteşem bir futbol yeteneğine, yeterliliğin ötesinde fizik güce sahip bir büyük yıldız adayıydı. Ben ondan Tuncay'dan olduğumdan daha fazla umutluydum. Ama onunla çalışan tüm hocalardan ve onunla yarım saat geçiren herhangi birisinden duyabileceğiniz şu gerçek, onu bu yaşta bitirdi. O öğrenmeye tamamen kapalı bir insan. Otokontrolü hiç yok. Analiz ve karar verme yeteneği ise sıfıra yakın. 24 saat başında bilge bir adam bulundurup, tüm dış etkenlerle bağlantısını kesmek ondan üst düzeyde yararlanmanın tek yolu. Ama olmayacak bir dua bu, biz daha önce boş yere amin demişiz.''

Buğra BAĞIŞ

24 Şubat 2008 Pazar

Değişimin ilk meyvesi



Son kupasını 9 yıl önce kazanan Tottenham bugün Carling Cup finalinde Chelsea'yi mağlup ederek kupa hasretine son verdi. Görevde 3. ayını henüz tamamlayan Juande Ramos'da böylece kariyerine İngiltere'deki ilk kupasını eklemiş oldu. Bugün maçı tv'den takip ederken aklıma 2004-2005 sezonu geldi birden. Tottenham devre arasında Andy Reid, Micheal Brown ve Dawson'u transfer etmiş, ikinci yarıya Avrupa kupaları hedefiyle başlamıştı. Ama beni pek de şaşırtmayan bir şekilde takım sezonu 9. sırada tamamladı ve Avrupa hayalini bir başka sezona erteledi. O sezonun ortasında Santini'nin yerine geçen Martin Jol'le de 2005-2006 sezonuna girdiler. Takım yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. Artık transferlerde daha profeyonel davranılıyor, kaliteli oyuncular sezon sonunu beklemek yerine 6 ay önceden ön anlaşmalarla transfer ediliyordu. Tottenham, özellikle Fransa'da Arsene Wenger'in almadığı önemli genç yetenekleri kadrosuna katmaya başladı. Kulüp Naybet, Redknapp gibi yaşlı oyuncular yerine gençlere yönelmeye başlamıştı sonunda. Martin Jol'la iki sezon üst üste kazanılan 5.lik kulüpteki değişimi açıkça gözler önüne seriyordu. Geçen seneki Berbatov transferiyle kulüp artık transferler konusunda da büyük takımlarla boy ölçüşebileceğini ispatladı. Bu yıla da Martin Jol'le başlayan kulüp Darren Bent, Gareth Bale, Kevin-Prince Boateng, Younes Kaboul gibi transferlere rağmen bir türlü alt sıralardan kurtulamıyordu. Başkan Daniel Levy'nin Jol'un görevine son vermesi ilk başta sabırsızlık olarak nitelendirilse de, yerine Juande Ramos'u getirmesi kimseye itiraz hakkı bırakmadı. Ve Ramos'la Tottenham bugün Carling Cup'ı kazandı. Dört sene önceki kadrodan bugün sadece Robinson, King ve Keane sahadaydı. Yedeklerde ise Cerny ve Dawson. Bunun dışında kadro tamamen yenilendi ve yaş ortalaması düşürüldü.


Spurs gün geçtikçe daha da büyüyor ve bu sezon UEFA'nın da Bayern'le beraber en büyük favorisi. Carling Cup dokuz yıl sonra White Hart Lane'e gelen ilk kupa. Ama yenisi için bir dokuz yıl daha beklemeyecekleri kesin gibi gözüküyor...

Kaka’nın kilise bağışına Brezilya’dan tepkiler


AC Milan’ın yıldızı Kaka’nın, FIFA yılın futbolcusu ödülünü inancının bir sembolü olarak, tartışmalı bir Protestan kilisesine bağışlaması taraftarları hayal kırıklığına uğrattı.

Altın kaplama kupa, Kaka’nın da sadık bir üyesi olduğu Renascer kilisesinin Sao Paulo şubesinde sergileniyor. Kupanın üzerinde yazan ‘Bunu büyük bir mutlulukla Tanrı’ya gönderiyorum çünkü O her başarının arkasındaki sebeptir.’ cümlesi kısa bir özet gibi.

Fakat bazı Kaka hayranları, kurucuları Amerika’da cezai bir soruşturmanın hedefi olan kiliseye oyuncunun bağlılığından mutsuzlar. Brezilyalı çift Estevam Hernandes ve Sonia Haddad Moraes Hernandes geçen yıl yaklaşık 56.000 dolar kaçırmakla suçlanmış ve 5 ay hapis cezası almışlardı.

Bir magazin dergisine verdiği röportajda futbolu bıraktıktan sonra papaz olabileceğini açıklayan Kaka bakalım daha ne sürprizler yapacak.

"Burada kendisini Napolyon sanan bir adam var, herkes ona inanıyor. Kendisini Papa sanan biri var, herkes ona da inanıyor. Ben Maradona olduğumu söylediğimdeyse kimse inanmıyor... Hiç kimse." 'Maradona Tanrı'nın Eli' filminde klinikteki Maradona'nın karısıyla konuşmasından bir alıntı...

Allah Sonunu Benzetmesin!


Bugün Lig Kupası finalinde Chelsea ile karşılacak olan Tottenham'da forvet oyuncusu Robbie Keane partneri Berbatov'u Man. Utd efsanesi Eric Cantona'ya benzetti: "Dimi şimdiye kadar gördüğüm futbolcular arasında Cantona'ya en yakını. Uzun oyuncular genelde pivot santrafor olarak oynar ama o her şeyi yapabiliyor. Pasları ve asistleri inanılmaz. Oyunu çok farklı bi noktaya getirebiliyor."
İkilinin bu sezon beraber 46 gol attığını düşünürsek Robbie'nin övgüsünü haklı bulabiliriz ama umarız Berbatov Cantona'ya sadece futbol olarak benzer.



Sevilla'dan Farklı Tarife


Hafta içi Şampiyonlar Liginde Fenerbahçe'ye kaybeden Sevilla dün oynanan maçta Zaragoza'yı zorlanmadan geçti. Fenerbahçe maçından farklı bir 11'le sahaya çıkan İspanyollar gol perdesini 20.dakikada Fabiano ile açtı. Bu golden 5 dakika sonra Fabiano bir güzel gol daha atarak farkı ikiye çıkardı. Zaragoza savunmasından Diogo ve Ayala'nın kendi kalelerine gol atmaları ve Diogo'nun Capel'e yaptığı sert müdaheleyle kendini oyun dışında bulması Sevilla'nın işini daha da kolaylaştırdı. 90.dakikada perdeyi kapatan Keita oldu. Sevilla bu galibiyetle puanını 39'a çıkarırken maç fazlasıyla 5. sıraya yükseldi.